20 Mayıs 2012 Pazar

TAŞLAR

E l m a s :   
      Yüzyıllardır kadınları erkeklere karşı sihirli bir koruma altına almıştır.  Hediye  olarak alınan elmasın satın alınandan daha fazla koruyucu özelliğe sahip olduğuna inanılır. Büyü, zehirlenme, hastalık ve karabasanlardan korur; öfkeyi önleyip dirayetli olmayı sağlar 

      Zümrüt :
   Yeşil rengi yüzünden yağmur yağdırdığına inanılır. Beden-ruh-zihin için tonik vazifesi görür ve kuvvetli bir duygusal dengeleyicidir. Zümrüte kimi yerlerde “Koşulsuz Aşk Taşı” da denir. Sevgililerin birbirlerine verebileceği en iyi armağan olarak görülür.

S i t r i n :

    Böbrek, kolon, ciğerler, hazım organları ve kalp için faydalıdır. Bir adı da “Tüccar Taşı” olan sitrini, kimi ticaret erbabı parasal gücü arttırdığına inanarak kasasına koyar.

      Sair:

   Krallar tarafından kötülükleri uzaklaştırmak için kullanılırdı. Ayrıca sevgilileri koruyan özel güçleri vardır. Kalp ve böbrekleri kuvvetlendirir, tüm salgı bezlerini harekete geçirir, pisişik yetenekleri arttırır ve sezgiyi güçlendirir.

       Yeşim:
   Büyük Çin Ejderi’nin yeryüzüne boşalttığı tohumlarının donup yeşim taşı olduğuna inanılır. Bugün bile Çinli işadamları bir işe başlamadan önce yeşimden tılsımlarını tutar, okşar ve ondan güç alır. Ayrıca akıl hastalıklarına, iç hastalıklarına, göz bozuklu una ve kadınların adet ve doğum sancılarına iyi geldi ine inanılır.







Kırmızı mercan:
   Nazardan, cinlerden, büyü ve delilikten koruduğuna inanılır. Hormon dengesizliği olan kadınların ve doğumda zorluk çekmek istemeyenlerin cinsel organları yanında taşımaları tavsiye edilir. Ayrıca bebekleri koruduğu, diş çıkarmasına yardımcı olduğu söylenir.

Ametist:

      Ametist; eski çağlarda “sarhoşluğu yok eden taş” diye bilinirdi. Bu yüzden o dönemde ametistten kadeh, çanak gibi kaplar yapıldı. Ayrıca, endokrin ve bağışıklık sistemini güçlendirir, kanı temizler ve enerji verir.




        Kuvars:

   Duygusal dengeleyicidir. Beyin fonksiyonlarını düzenler. Büyücülerin kristal küreye bakarak kehanette bulunmaları, kuvarsın zihinsel konsantrasyonu kolaylaştırmasındandır.

Pembe kuvars:

“Aşk Taşı” da denir. Onu üzerinde taşıyanı öfkeden, suçluluktan, korku ve kıskançlıktan koruduğu ve kısırlığa karşı faydalı olduğuna inanılır.

Dumanlı kuvars:

“Rüya Taşı” da denilen bu taşın; umutsuzluğa, üzüntüye, öfkeye, depresyona ve diğer negatif etkilere karşı korudu una inanılır.

Kaplan gözü:

Bir tür kuvars olan bu taşın, taşıyanları başkalarına daha az bağımlı kıldığına inanılır. Ancak bu durum ikili ilişkileri, iş hayatını ve ortaklıkları olumsuz etkileyebilir. Tedavi edici özelliği de vardır: Sindirim sistemi, dalak, pankreas ve kolon için faydalıdır.

          Opal:

 Hakkında çelişkili inanışlar vardır. Talihsizliğe yol açtığı da söylenir, güven duygusunu artırıp, düşmanlara karşı güçlü kıldığı da. Görme duyularını güçlendirip, sezgiyi arttırır. Üst bene ulaşmak için de kullanılabilir.


              Lapis lazuli:
      Rengi yüzünden göklerin sembolü olarak kabul edilir. Küçük çocukları korkularından ve solunum yolu hastalıklarından uzak tuttuğu için “Çocuk Taşı” da denir. İskeleti kuvvetlendirir, tiroid bezini harekete geçirir, tansiyon ve kaygıyı azaltır, zihni açar.




           Hematit:

Enerji ve canlılık verir, stresi azaltır. Çekim gücü fazla olduğundan, kişisel çekim, neşe, cesaret ve istek verir, kararsızların karar vermesini sağlar.

             Yakut:
      Cesaret, ruhsal gelişme, liderlik, mutluluk duygularını arttırır. Cinsel aşırılıklara iyi geldiğine, tasadan, korkudan, zehirlenmeden, zihinsel bozukluklardan, erken ölümden hatta sel, fırtına gibi doğal afetlerden korudu una inanılır. Yakut, ete ya da dişe takıldığında güç ve enerji verir.

     
        Akik:
   Bedeni ve zihni kuvvetlendirir, taşıyanı tehlikeden korur, uyumsuzluklara son verir. Akik; uykusuzluğa, korkaklığa, karabasana, nazara ve metabolizmaya da faydalıdır. Gerçeklerin farkına varılmasını sağlar.

      Aquamarine:
 
       Takana özellikle ölüm karşısında cesaret verdi söylenir. Bu niteliği ve rengi yüzünden denizcilerin en önemli tılsımıdır. Kahinler geleceği görmek için kullandığından “Kahin Taşı” da denir. Ayrıca sinirleri yatıştırır, düşünceyi berraklaştırır ve yaratıcılığı artırır. Böbrek, karaciğer, dalak ve tiroid bezini kuvvetlendirir, vücudu temizler.





             Obsidyen:

      Karın ve bağırsakları iyileştirir, zihin ve duyguyu birleştirir. Kaygıyı azaltır, takıntıları düzeltir, akıl ve sevgi ile bağlarımızdan kopmamayı sağlar.

     Kara kehribar:

    Cinlere ve melankolik durumlara karşı korur. Nazara karşı en üst koruma yaptığına inanılan taştır. Yakıldığında dumanının yılanları kovduğuna inanılır.

      Ay taşı:


  
     Lenf sistemindeki bozuklukları düzeltir. Hindistan’da kutsal bir taştır ve sevgililerin ihtirasını artırdığına inanılır. Kadınlar kısırlığa iyi geldiği, üreme organlarındaki sorunları çözdüğü ve doğumu kolaylaştırdığı için taşırlar. Ayrıca, egoizmi giderdiği ve oburluğu tedavi ettiği de söylenir.




       Topaz:

Eski zamanların en kudretli taşlarından biri olan topazın, göz hastalıklarını ve veba gibi salgın hastalıkları ortadan kaldırdı ı söylenir.

      Turkuaz

    En yaygın tılsım taşıdır. Vücudu kuvvetlendirir, hücreleri yeniler, kan dolaşımını, ciğerleri canlandırır. Sakinlik verir ve yaratıcı ifadeye güç kazandırır.

      Oniks :

      Kaygıları azaltır, kadın/erkek zıtlaşmasını dengeler, ilikleri kuvvetlendirir, bağımlılıklardan kurtulmaya yardım eder

16 Mayıs 2012 Çarşamba

TAKILARIN ANLAMLARI

                      TARİH BOYUNCA TAKILARIN ANLAMLARI
     Binlerce yıldır genellikle kadınlar tarafından daha zarif görünmek amacıyla kullanılan takılar, kişinin bulunduğu sosyal statüsünü ve kimliğini temsil etmesinin yanı sıra değişik işlevleri bulunmaktaydı. Genellikle kadınların kıyafetlerini tamamlayıcı bir unsur olarak kullanılan küpe, hızma, halhal, yüzük gibi takılar, geçmiş dönemlerde krallar, firavun ve halktan erkekler tarafından da yaygın olarak kullanılmaktaydı.

   İlk takılar, fildişi, taş, deniz kabuklarından, maden işlemeciliğinin başlamasından sonra da madenlerden yapılmıştır. Çok tanrılı dönemlerde yaratıcının yeryüzündeki temsilcileri olarak kabul edilen kral ve rahipler, sahip oldukları güçleri bedenlerinde de göstermek isteyince taş ve madenlerden yapılmış takılar kullanmaya başlanmışlardır. Kralların taktığı değerli takılar ayrıca devletin gücünü simgeleyen unsurlar anlamına gelmekteydi.

    Yaygın olarak Arap ve Anadolu kültürlerinde kullanılan ve burna takılan hızma, kadının evli veya nişanlı olduğunun sembolü olarak kullanılmıştır. Anadolu'da bağda, bahçede tarlada çalışan kadınlar küçük çocuklarının ayağına taktığı halhaldan çıkan ses sayesinde çocuğunun nerede olduğunu bulmanın yanında çıkardığı ses sayesinde akrep gibi zehirli hayvanların yaklaşmasını engellemek amacıyla kullanılmaktaydı.

     Eski bir kadın takısı olan tepelik ise Anadolu'da erkekler tarafından kadınlarına doğumlarda takılan bir takı olarak kullanılmıştır. Kadın, erkek çocuk doğurduğunda altın, kız doğurduğunda ise gümüş tepelik takılırdı.

     Afrika'da ise erkekler, burunlarına taktığı çubuk ve küçük hızmalarla daha sert ve kızgın hale gelmeye çalışırken, doğayla savaşında daha güçlü hale geldiği düşünülmekteydi.

    Afrika'da kadınlar hem inançları hem de kendini güzelleştirdiğine inandıklarından boyunlarına halkalar takmışlardır. Bu halkalar yaş ilerledikçe artıyor, ancak artan halkalar zamanla çene ve boyun arasında uzama meydana getirdiği için bu kadına çevresinde hem hayranlık hem sevgi duygularının uyandırmasına neden olmaktaydı. Bu hayranlık, çekilen acının tek tesellisi olurken, günün birinde kadın bu halkaları çıkarınca asıl trajedi o an başlamaktaydı. Çünkü yıllarca halkalara alışan boyun kemikleri kafanın ağırlığını taşıyamayarak kırılmakta ve kadının ölümüne sebep olmaktaydı.

                            KÖLELERİN ALTIN KÜPE TAKMASI

   Takılar sadece kadınlar tarafından kullanılmayıp geçmiş yüzyıllarda erkekler tarafından da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Takı kişinin aslında bulunduğu sosyal statüyü, kişiliğini, inançlarını belirten bir sembol idi. Para kazanmak için değil yaşamak için çalışan köleler muhakkak kulaklarına bir altın küpe takarlardı. Köle öldüğü zaman defin masrafları bu küpe bozdurularak sağlanırdı. Geçmişten günümüze kadar çocukları hastalıklardan korunsun diye değişik renklerde boncuklar kullanmıştır. Günümüzde takılar biraz daha süs eşyası konumuna gelse de kişilerin kimliğini ortaya çıkaran unsurlar olma özelliğini korumaktadır. Günümüzde takıların genelde kadınlar tarafından kullanılmasının nedeni, kadının geçmiş yüzyıllarda baskı altında tutulması ve kendini ifade etmek için unsur arayışı içine girmesinin sonucunda takıyı tercih etmektedir.

ALYANS' IN ANLAMI



ALYANS’IN SIRRI

Neden evlilik yüzüğü(alyans) yüzük parmağına takılır biliyor musunuz?
Hayatınız boyunca lazım olur mu bilemeyiz ama aklınızda bulunsun.Evlilik yüzüğü neden hep aynı parmağımızdadır da  neden işaret parmağı, baş parmak, serçe parmakta değildir de yüzük parmağımızdadır.Evlilik yüzüğünü ilk defa mısır prensesi Nefertiti  takmıştır. O yıllardaki tıbbın ne kadar ileride olduğu ayrı bir tartışma konusudur, ama yüzyıllar sonra anlaşılmıştır ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü taktığımız yani sağ elimizin serce parmağımızın yanındaki parmaktır.Başka hiçbir parmağımızdan kalbe direk giden bir damar yoktur.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

TILSIMLAR

                                           İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ BİR İNANIŞ

         İnsanlar sorulduğunda onu hep reddetti; hurafe, cahillik, saçmalık dedi. Sonra sayısız tılsım örneğinden herhangi birini takı olarak boynuna, koluna taktı, yaşamına soktu. Gözboncuğu nedir sizce? Ya da başta cami ve türbeler olmak üzere hemen tüm kubbeli yapıların tepesindeki alem?  Gözboncuğu ya da nazarlık. Yani kötü gözden, kötü nazardan koruyacağına  inanılan takı. Anadolu’da prehistorik kazılarda bile çok sayıda gözboncuğu örneği bulundu. 7-8 bin yıl önce de amaç bugünküyle aynıydı: Kem gözden korunmak... Gözboncuğu bir tılsımdı yani. Minarelerin, camilerin, türbelerin hemen tüm kubbe ya da konik çatıların değişmez süsü âlem. İki işlevi var bu âlemin: Biri pratik işlev. Yani kubbeyi kaplayan kurşun levhaların tepede birleşme noktasındaki açıklığı örtmek. İkincisi geleneksel işlev. Türkler Orta Asya’daki Şamanist dönemlerinde kötü ruhlara ve nazara karşı tılsım olarak çadırlarının ve evlerinin tepesine bir sırığa geçirilmiş yuvarlak, boncuk türü tepelikler koyarlardı. Âlem alışkanlığı ilk orada başladı.


    Tılsım, büyülü bir sözcük. Hemen ardından büyü ve büyücülük gelir. Tılsımı neredeyse herkes kullanır ama büyücüye kimse iyi gözle bakmaz. O kadar ki, Hıristiyan dünyası asırlar boyunca büyücü yakma törenleriyle ünlenmiştir. Aslında büyücüler yakılmış ama büyücülerin hazırladığı  ya da öğrettiği tılsımlar kullanılmıştır. Büyücü ve tılsım ilişkisi herdaim ticari bir ilişkidir. Tıpkı bugün olduğu gibi; parayı verirsin, büyücü ya da hocaya (gerçek hocalar tabii ki konumuz dışında) tılsımı yaptırırsın. O kadar yaygındır ki tılsım; yaşama ilişkin her ana, her soruna, karanlık da olsa her iste e ait bir tılsım mutlaka vardır. İsmet Zeki Eyüboğlu, “Anadolu Büyüleri” ve “Sevgi Büyüleri” adlı iki kitabında en yaygın tılsım, büyü, muska, başlıklarını şöyle sıralıyor: “Hastalıkların Giderilmesi”, “Kötülüklerden Korunma”, “Dileklerin Gerçekleşmesi”, “Kız Bağlama”, “Erkek Bağlama”, “Güzel Görünme”, “Koca Bulma”, “Kız Kaçırma”, “Gebe Kalma”, “Kavuşturma”, “Göz Değmesini Önleme”, “Ayırma”, “Horlamayı Kesme”, “Saç Dökülmesini Önleme”, “Gelin ve Güveyi Bağlama”, “Döl Muskası”, “Sevgilileri ve Karı-Kocayı Ayırma Muskası”...Ticaret rekabet demektir ve rekabet sizi geliştirir. Şaka bir yana, bunlar tılsımın insan aldatmaya ve saşarın sırtından para kazanmaya yönelik uygulamaları. Aslında tılsım, büyücülerden çok önce vardı. Hatta alet kullanan ilk insan tarafından yaratılmıştı demek abartı sayılmaz.

10 Mayıs 2012 Perşembe

KÜPELER

            
                                            KÜPELER
 
                                                               
   
 
     Kulak memesine açılan deliğe, tel marifetiyle geçirilen takı.Burada da “aklın yolu birdir”sözünü hatırlamak gerekiyor. Zira birbirlerini tanımayan, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insan toplulukları, konu süslenmek olduğunda küpeyi keşfetmişlerdir. Buradan hareketle sanatın da bütün takıların da böyle doğup böyle geliştiği hükmüne varabiliriz. Ne var ki, bütün takılar, onu kullanan kavimlerin kişilikleri ile bütünleşmiştir. Bu da insanoğlunun en takdire şayan yönünü ortaya koymasında yatmaktadır. Küpenin kaynağının tılsım olduğunu bilmem ama, türkçemizde “kulağına küpe olsun” (onu unutma, hatırla, bu sana ders olsun) sözünün bir manası olsa gerektir. Genelde kadınların kullandığı bu takıların eski dönemlerde erkeklerce de kullanıldığıbilinmektedir. Onun da sebebi maddi veya manevi köleliğin simgesidir. Mesela tarihte bazı devlet adamlarının da küpe taktıkları bilinir. Bunların başında büyük Türk Sultanı Yavuz Sultan Selim (1470-1520) gelmektedir.




    Küpelerde en çok mıhlama tekniği kullanılmıştır. Bu teknikle çok güzel murassa, kıymetli taşlarla bezenmiş küpeler yapılmıştır. Bu tekniğin dışında özellikle pırlanta etkisi yapan güverseli küpeler, incinin bol olduğu yörelerde ve incinin itibar gördüğü yörelerde de çokça incili küpeler yapılmıştır.

    Ayrıca, küpe, bilezik ve kemer  tokaları, çoğu zaman aynı teknikle yapılmışlardır. Üzerinde yaşadığımız  Anadolu toprağı, başta; Hitit, Lidya, Urartu, İyon ve Troya olmak üzere çeşitli medeniyetler sahipliğiyapmasından dolayı, dünya müzeleri ve bizim müzelerimiz bu medeniyetlerin kuyumculuk eserleri ile doludur. Bu medeniyetlerin sonraki mirasçıları ise önce Doğu Roma, ardından Anadolu Selçukluları, onun ardından da Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Özellikle Selçuklu ve Osmanlılar Orta Asya’dan getirdikleri maden sanatı teknikleri ile- ki Ruslar Asya Türklerine “Kuznetski” (demirci, madeni  işleyen) derlerdi- yeni ve farklı eserler ortaya koyarak dünya kuyumculuk sanatına büyük katkıda bulunmuşlardır.
    Birçok takı çeşidinde olduğu gibi küpelerde de birer itibar, asalet ve gösteriş sembolleriydiler. Kıymetli ve yarı kıymetli taşlarla kullanılarak yapılanlarının yanı sıra, kuyumculuk tekniklerinin tamamına yakını küpelerde kullanılmıştır. Bu tekniklerin başında, kıymetli taşlarla yapılan Alaturka ve Alafranga mıhlamalardır. Bunun dışında telkârî, testere işli oygu, kakma, çakma, vb. kullanılmıştır. Küpelerde tekniklerin yanı sıra sembolleşmiş çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Bunların dışında “Mu” daha sonraları haç, altılı ve beş köşeli yıldızlar, ay ve tabiattan stilize edilmiş göz, el (Fatma’nın eli), yaprak, çiçek, böcek, kartal, aslan gibi çeşitli hayvanlardır. Günümüz kuyumculuğunda da eski eserler, taklit edilmelerinin yanı sıra, birçok ustalara kaynaklık yapmaktadır. Zaten dünü bilmeden günü kazanmak mümkün olmaz.

TANRI VE TAKILAR

TANRI SEMBOLLERİ TAKIYI ORTAYA ÇIKARDI

 

    Tanrı krallar ve rahipler, sahip oldukları güçleri üzerlerinde taşıdıkları sembollerden alırlardı. Onlar kendilerine tanrılarınca bağışlanmış
şeylerdi. Bu bağışlanmış simgeler o zamana kadar keşfedilmiş kıymetli
taş ve madenlerden yapılırlardı. İşte bu sembollerdir ki günümüz
takılarının menşeidir. İnsanoğlu binlerce yıl içinde kurduğu çeşitli
medeniyetlerle kendi yapar kendi tapar misali icad  ettikleri tanrıları
ile belki bilerek, belki de bilmeyerek günümüz kuyumculuğunun
temellerini atmış oluyorlardı. Ortaya koydukları birçok eserle de
gerçekten insanı hayrete düşürecek derecede başarılı olmuşlardır. O
eserlerdir ki, bugün dünya müzelerini süslemektedir. Özellikle altın ve
gümüş üzerine kıymetli taşlarla bezenmiş olanlar günümüz sanatçı ve
eleştirmenlerini hayrete düşürecek derecede estetik ölçülere
sahiptirler. Kaynağını çok tanrılı dinlerden aldığını belirttiğimiz
takılar, semavi dinler içinde de kendilerine yer bulmada zorlanmadılar
ve gecikmediler. İşte binlerce yıllık geçmişi olan Türk toplumu da
değişe gelişe özellikle de doğum ve evlilik gibi mutlu günlerle
töreleştirdiği adetleriyle büyük bir medeniyet meydana getirmiştir. Orta
Asya’dan başlayıp çeşitli adlar altında kurdukları çok sayıdaki Türk
devletleriyle, dünya giyim 
kuşam sanatına, büyük katkılarda bulunmuşlardır. Öncelikle Uygur Türkleri, daha sonraları da Selçuklu ve en önemlisi ise Osmanlı medeniyeti, bütün dünyayı uzun müddet hayran bırakmıştır.  

6 Mayıs 2012 Pazar

TARİH BOYU TAKI

TARİH BOYU TAKI

  Takı, kişinin kendisini güzel hissetmek ya da güzel göstermek istemesinin dışında, onu taşıyanı kem gözlerden korumak için tasarlanmış bir nesnedir ve bir ilişki kurma biçimidir. Kolye, taç, bilezik, iğne, kemer, yüzük, küpe, halhal gibi formlarıyla Mezopotamya, Mısır, Helen, Etrüsk, Roma krallarının ve egemen sınıfların taktıkları görkemli biçimleriyle din ve devlet gücünün de simgesidir.


İLK TAKI NEREDE VE KİM TARAFINDAN KULLANILDI ?
   İnsanoğlunun yerleşik düzene geçmesiyle birlikte M.Ö. 7000 ila 5000 yılları arasında taş, hayvan dişleri, kemik, deniz kabukları gibi doğada bulunan her şey, boncuk dizileri, bilezik ve yüzük olarak tasarlanmış ve yaşamda yerini almıştır. Değerli madenlerden takı üretimi yani kuyumculuğun başlangıcı M.Ö. 4000 lere tarihlenir. Ancak bu döneme ait bulgular yok denecek kadar azdır.
Buluntular, M.Ö. 3000 yıllarından itibaren Truva ve Alacahöyük gibi merkezlerde takı sanatının teknik ve tasarım olarak çok geliştiğini ortaya koymuştur.
Ege kıyılarındaki kent devletleri ve Lidya'nın başkenti Sardes kuyumculuğun merkezidir. Takılarda kullanılan birçok figür ve form Artemis ile yakından ilişkilidir. O'nun kutsal hayvanlarından arı, küpelerde, broşlarda ve iğne topuzlarında sıklıkla kullanılmıştır. Hilâl, Artemis'in ay tanrıçası kimliğini yansıtır; küpe ve sarkaçlarda sıklıkla görülür. Atmaca, Tanrıça'nın doğadaki egemenliğinin simgesidir. Bitki motifleri bereketle ilgilidir.
Antik dönemde de tıpkı günümüzde olduğu gibi, takı ağırlıklı olarak kadınlar için imal edilmiştir. O dönemde erkekler sadece yüzük ve gerektiğinde çelenk takarlardı. Ancak Ortaçağ Avrupa'sında soylu erkeklerin taktığı madalyonlar oldukça dikkat çekicidir.


      Takı da tıpkı giyim kuşam gibi zaman içinde değişime uğramıştır.
Örneğin Persler döneminde giyim tarzı değiştiğinden fibulalar ve topuzlu iğneler yerini elbise tokalarına ve apliklere bırakır. Yüzük daha sık kullanılan bir takı haline gelir. Bir çeşit nazarlık olan skarabelerin oynar şekilde yüzüğe monte edilmiş hali, fâni alemde yeniden hayat bulmayı sembolize eder. Küpe, gerdanlık ve sarkaçlarda yarı değerli taşlar ve cam kullanımı artar, böylece takılarda renk olgusu hakimiyet kazanır. Bu dönemde Lapseki, kuyumculukta altın çağını yaşamaktadır. Takı üzerinde üçgen ve baklava deseni ağırlık kazanmıştır. Üçgen, Persler'in tek tanrılı dininde dünyanın anası Anahita, ışık ve doğruluk ilkesi Ahuramazda ve kötülük ilkesi Ahirman'ı temsil etmektedir.
Bereket sembolü ise bir süre için nardır. Telkâri tekniğiyle takı üretimi de bu dönemde başlamıştır. Helenistik Çağ'la birlikte yeni motifler ortaya çıkar. Herakles düğümü ve aşkı simgeleyen Afrodit, takıların başlıca konusudur.
Aşk; kuş ve mersin ağacı motifleriyle betimlenir. Yarı değerli taş kullanımı artar ve takı biçimleri de çeşitlenir. Küpe, çelenk, diademler, saç iğneleri, gerdanlıklar, göğüs süsü ve saç fileleri gündeme gelir.
Anadolu'nun Roma eyaleti olmasıyla birlikte takıda da merkez Roma olur. Bu dönemde küpe ve yüzükler çeşitlenir. Motif olarak, imparatorluk sikkesi ve madalyonu bolca kullanılır. Ancak mitolojik figürler bu dönemde de yerini halâ korumaktadır.





BİZANS’TA TAKI


Bizans'ın gösterişli sanatının ortaya çıkışında hiç kuşkusuz Helenistik ve Roma geleneklerinin büyük bir payı vardır. Özellikle Romalı kimlik VI. yüzyıla kadar yönetim ve sanatta etkisini korur. Üç kıtaya yayılan imparatorluk sayesinde çeşitli kültürlerle iç içelik, kendini ekonomik alanda bir zenginlik olarak gösterir. Bu dönemde tüm değerli madenler, taşlar ve en önemlisi sanatkârlar dönemin cazibe merkezi olan Constantinopolis'e akar.
Bizans uygarlığında yaşamı ve sanatı yönlendiren en önemli unsur dindir.
Hristiyanlığın simgesi olan haç, kilise planlarından sütun başlıklarına, küpeden kapı tokmağına kadar geniş bir yelpazede kendini gösterir. IV. Ve V. yüzyıllarda Bizans sanatının her alanında olduğu gibi kuyumculukta da Roma etkisi görülürken, Constantinopolis VI. yüzyıldan itibaren imparatorluğun kuyumculuk merkezine dönüşmüş ve kendine özgü form, desen ve teknikleri geliştirmiştir.
Bizans'ta takıların ve değerli madenlerden yapılmış eşyaların kullanımı Avrupa'dan çok daha yaygındır. Savurganlık ve lüks düşkünlüğü birçok din adamını kızdıracak boyuttadır.Daha çok, imparator ile ailesine ve soylu kesime hizmet veren, Papa'ya ve diğer ülkelere gönderilecek değerli eşyaları hazırlayan imparatorluk atölyeleri, etrafı surlarla çevrili bir kale görünümünde olan Büyük Saray'ın sınırları içindedir. Tören taçları, kilise eşyaları ve saray kap kacakları da bu atölyelerde üretilmektedir. Halk için üretim yapan kuyumcu atölyelerinde en çok kullanılan malzeme camdır.
Bizans'ın siyasî ve ekonomik olarak zorlandığı dönemlerde bile Bizanslı kadınlar süslenmekten vazgeçmemişler ve ucuz malzemelerden yapılan takıların kullanımı artmıştır. Mücevherlerde renkli taş kullanımı Bizans sanatındaki doğu etkilerinin yansımasıdır.Bizans takıları arasında taçlar, küpeler, kolyeler ve kolye uçları, fibulalar, iğneler, kemer ve kemer tokaları ile yüzükler sayılabilir. Taçlar, soyluluk ve gücü simgelerken küpeler Bizanslı kadınların vazgeçilmezlerindendir. Küpelerde Roma formları kullanılmış, düğün hediyesi olarak en çok hilâl biçimli altın küpeler tercih edilmiştir. Roma'da yüzük vermek, o kişiye imza yetkisi vermek anlamına gelmektedir. Bizanslı kuyumcular da bu Roma geleneğine sonuna kadar sahip çıkmışlar ve Romalılar'ın tüm yüzük tiplerini ve ve süslemelerini kullanmışlardır.


  


OSMANLILAR VE TAKI SANATI

Osmanlılar'ın ihtişamı denince akla ilk gelen, imparatorluğun gücünü dolaysızca yansıtan, dostun ve düşmanın gözünü kamaştıran mücevherlerdir. Bunlar, gerek padişahın gerekse tüm yakın çevresinin kullandığı objelerdir. Her sanat dalında olduğu gibi takıda da yönlendirici unsur sarayın beğenisidir.
Osmanlı Sarayı'nda takı kullanımı, Fatih'in İstanbul'u fethiyle birlikte giderek artmış, özellikle de geç dönemlerde abartıya dönüşmüştür. Osmanlı mücevherleri birçok kültürün zenginliğini barındırır.Bizans, İran, Hint, Rus ve Avrupa kültürlerinden izler taşır. XVII. yüzyıla kadar klasik Osmanlı motiflerinin ağırlıkta olduğu mücevherlerde XVIII. yüzyıldan itibaren Batı etkileri kendini göstermeye başlar. XIX. yüzyılda bu etkiler daha da belirginleşir.
Kuyumculuk, padişahlar tarafından her zaman desteklenmiş bir sanat dalıdır. Örneğin Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman, daha şehzadelikleri döneminde Trabzon'da kuyumculuk öğrenmişlerdir. Kuyumcu ustaları arasında Tebrizli, Bosnalı, Arnavut, Rus ve son dönemlerde ise Ermeni ve Yahudiler'e rastlanır.
Osmanlı kadınının en önem verdiği takı, baş süsleridir. Daha sonra sırasıyla diadem ve broşlar, kemerler, bilezik ve yüzükler gelir. Osmanlı'nın ince beğenisini yansıtan fantastik tasarım ise titrek denen hareketli broşlardır. Bunlar taşıyanın hareketine bağlı olarak arkalarındaki spiral bir yayla titrer.Bilezikler süslenme aracı olduğu kadar aynı zamanda bir tür sigortadır .Özellikle düz olanları bir ekonomik sıkıntı anında kolayca paraya çevrilebilir.